Oğula Veda
Abim çok uzaklara gitmiş, bir daha hiç gelmeyecekmiş. Babam, amcam, dayım, teyzem hep ağlıyorlardı. Teyzemin elinden tutup onu salıncağıma götürmek istedim de elindeki mendili atıp bana sarılmıştı. Ben de ağlamak istiyordum ama gözümden yaş getiremiyordum. Sabah evimize asker amcalar gelmişti, ben çok sevinmiştim abim geldi diye çünkü bana sarı saçlı kocaman bir bebek getireceğine söz vermişti. Annemle babam onları kapıda karşıladılar. Ben merdivenden izliyordum. Hepsi çok ciddiydi. Asker amcalardan biri babama bir şeyler söyledi ve sarıldı, babam elleriyle yüzünü kapatıp ağlamaya başladı, annem de arkada yere düştü. Bütün komşular bize koştular. Ben de çok üzülmüştüm çünkü abim gelmemişti, bebeğimi de getirmemişti.
***
Oğlum! Seni kaybetmenin korkusuyla her gece uykularımın kaçtığını bir annen bir de Allah bilir. Hele dün, gece boyu seni düşünmüş sabah namazında da Allah’tan senin ömrünü uzun etmesi için dua edip öyle uyuyabilmiştim. Daha kuşluk vakti olmadan kara haberin geldi. Her gece kâbusların böldüğü uykumu bu sefer avlumuza giren aracın sesi bölmüştü. Yüzümü yıkayıp kendime geldiğimde karşımda senin gibi masum yüzlü bir asker evladımı gördüm. Yüzündeki anlamdan kalbime bir kurşun saplandı sonra da dudaklarından dökülen sözler kor oldu, yüreğimi dağladı. Dünya başıma yıkıldı. Öleceğimi sandım, ölmek istedim. Senin yanına koşa koşa gitmek ve sana sımsıkı sarılmak istedim. İçimde bir şey koptu. Bütün hayatım- geçmişim, geleceğim- karanlık bir boşluğa yuvarlandı.
OĞULA VEDA
Mehmet Fatih MÜLAYİM
Abim çok uzaklara gitmiş, bir daha hiç gelmeyecekmiş. Babam, amcam, dayım, teyzem hep ağlıyorlardı. Teyzemin elinden tutup onu salıncağıma götürmek istedim de elindeki mendili atıp bana sarılmıştı. Ben de ağlamak istiyordum ama gözümden yaş getiremiyordum. Sabah evimize asker amcalar gelmişti, ben çok sevinmiştim abim geldi diye çünkü bana sarı saçlı kocaman bir bebek getireceğine söz vermişti. Annemle babam onları kapıda karşıladılar. Ben merdivenden izliyordum. Hepsi çok ciddiydi. Asker amcalardan biri babama bir şeyler söyledi ve sarıldı, babam elleriyle yüzünü kapatıp ağlamaya başladı, annem de arkada yere düştü. Bütün komşular bize koştular. Ben de çok üzülmüştüm çünkü abim gelmemişti, bebeğimi de getirmemişti.
***
Oğlum! Seni kaybetmenin korkusuyla her gece uykularımın kaçtığını bir annen bir de Allah bilir. Hele dün, gece boyu seni düşünmüş sabah namazında da Allah’tan senin ömrünü uzun etmesi için dua edip öyle uyuyabilmiştim. Daha kuşluk vakti olmadan kara haberin geldi. Her gece kâbusların böldüğü uykumu bu sefer avlumuza giren aracın sesi bölmüştü. Yüzümü yıkayıp kendime geldiğimde karşımda senin gibi masum yüzlü bir asker evladımı gördüm. Yüzündeki anlamdan kalbime bir kurşun saplandı sonra da dudaklarından dökülen sözler kor oldu, yüreğimi dağladı. Dünya başıma yıkıldı. Öleceğimi sandım, ölmek istedim. Senin yanına koşa koşa gitmek ve sana sımsıkı sarılmak istedim. İçimde bir şey koptu. Bütün hayatım- geçmişim, geleceğim- karanlık bir boşluğa yuvarlandı.
İçinde bulunduğun askerî araç mayına basmış ve seninle birlikte dört vatan evladı da şehit olmuş, komutan öyle anlattı. Sen daha yeni yetme bir gençken bu tür haberleri televizyonda seyrettiğin zaman öfkelenirdin. Bu topraklara güçlü bir bağlılığın ve yüreğinde yaşattığın güçlü bir ülke sevgin vardı. Elbet çok sevdiğin o kitaplar büyütmüştü içindeki bu kutsalı. Hayatımızdaki küçük tercihlerin tahmin edemeyeceğimizden daha büyük devrimlere yol açabileceğini bilemeyecek kadar toydun. Nasıl unutabilirim! Bütün arkadaşların ve bizler seni davul zurnayla omuzlarda güle eğlene halaylarla yollamıştık. Elimi öpüp bana sarıldığında, vatana ve millete olan borcumu ödemeye gidiyorum baba, diyerek teselli bile etmiştin beni en zayıf yerimden yakalayarak. Bir baba için çok gurur vericiydi oğlunun erkek adam olduğunu görmek. Gönderdiğin fotoğrafı camlatıp başucumuza koymuştuk. Kararmış teninde bir adam çehresine bürünmüştü yüzün. Ne de çok yakışmıştı başındaki bere ve yeşil elbisen! Üç ayda üç yıldan daha fazla büyümüştün sanki. Acemi eğitimin bittiğinde telefonla bizi aramıştın. Ne zorlu eğitim şartlarından ne de komutanlarından şikâyet etmiştin. Aksine mutlu olduğunu dile getiriyordun. Boşuna dememişler, akarsu çukurunu kendi kazarmış. Komando olmak istediğini söylediğinde sana komando olursan seni sınıra gönderirler, çatışmalarda görev verirler bu yüzden isteme oğlum, diyememiştim. İnandığın doğrular benim de inandığım doğrulardı. Kendi iradenle karar almış olman karşısında sana bir şey demeye dilim varmadı oğlum. O gün annen bana çok kızmıştı, susarak sana cesaret verdiğim için. Ana yüreği işte ne dese haklı değil mi? Çocukken ağzına sokuşturduğu her lokmayla ömrünü uzatmaya çalışan annen, inandığımız değerler uğruna ölmeyi uzun yaşamaya tercih eden biz erkekleri anlayamazdı ki! Keşke senin yanında olsaydım da sana gelecek kurşunlara ben hedef olsaydım. Hani sana aldığım motosikletle kaza yaptığında yüzündeki mahcup ifadeye rağmen sana bir tokat atmıştım da sen kızıp kapıyı yüzüme çarparak gitmiştin. Delikanlıydın, asiydin. Haksızlıklara tahammül edemezdin. Ben sana hiç vurmak ister miydim oğlum! Sadece sana bir şey olmasından korkmuştum. Bilinçsizce seni korumuştum. Biz babalar böyleyiz işte! Gücümüz sarsılır, sözümüz dinlenmez olur diye sevgimizi belli etmeyiz. Ama oğlum ben seni her zaman sevdim!
***
Yavrum, kuzum, canım evladım! O çocuk bedenin toprağa gireceğine annenin şu kocamış bedeni girseydi! Saçının teline zarar gelir diye korkan annen şimdi seni mezara mı koysun, sana siyah saçına yakışmayan beyaz kefen mi biçsin! Öpülesi kara gözlerine toprakların dolduğunu mu görsün! Ben sana doyamadım ki oğlum! Çok mu sıkıldın da apansız bizi terk edip gittin. Neydi acelen? Dokuz ay karnımda taşıdığım, canımdan can kattığım, sütümle besleyip sevgimle büyüttüğüm, ninnilerle uyutup öpücüklerle uyandırdığım oğlum! Sen ne zaman büyüdün de dağları sırtlandın. Daha dün köpüklü liflerle kızarak yıkadığım sokakta kirlenmiş o zayıf omuzlarına bu görev ağır gelmedi mi kuzum!
Komutan, acı haberi söylediğinde birden ayaklarımdaki bütün güç ve gözümün önündeki ışık çekiliverdi. Nefes alamaz oldum, yıkıldım. Ayılmaz olaydım. Burnuma tutulan kolonya değil zehir olaydı ne var! O an acını daha çok hissettim yüreğimde. Lanetlere gelesi derin bir sızı her yerimi kapladı. Seni bir daha dünya gözüyle göremeyeceğim gerçeği bir kurt gibi beynimi kemirmeye bir hançer gibi kalbimi kanatmaya başladı. Hiçbir mutluluğun öldüremeyeceği çelik dişli bir kurt ve zamanın köreltemeyeceği keskin bir hançerdi bu. Bir daha saçlarını öpememek, yanaklarını okşayamamak, gülen gözlerine bakamamak, anne deyişini duyamamak, evleneceğin kızı bilememek ne acı!
Bebekken sessiz, çocukken haşarı, yeniyetmeliğinde ise suskundun. Büyüdükçe dünyayı tanımaya, tanıdıkça fikir sahibi olmaya başladın. Okulda öğrendiklerini bize anlattıkça seninle gurur duyardım. Hele uzun uzun konuştuktan sonra acıktığını söyleyince bu nutuk atan çocuğun elimde büyüttüğüm bebeğe dönüştüğünü görür ve seni bağrıma basmak isterdim. Ama sen bir çocuk olmadığını lisanı halle hemen hatırlatırdın. O zaman anlardım büyüdüğünü. Yeni terleyen bıyıklarını ilk kestiğinde nasıl da utanmış, alaycı bakışlara yerli yersiz nasıl da kızmıştın. Sonradan duymuştum, o yaşlarda uzaktan sevdiğin bir kız varmış, kızın senden haberi yokmuş ama sen her sabah kıyafetini özenle ütüler, akşamları kuytu köşelerde içtiğin sigarın dişlerinde bıraktığı lekeyi macunla temizler ve saçlarını özenle tarardın. Ben bunu bir kız için yaptığını tahmin ederdim. Çünkü asi bir genç ancak sevdiği kıza boyun eğerdi. Keşke seninle daha çok ilgilenip dertlerini dinleseydim, sana bir anne yüreğinin sonsuz sevgisini daha çok açsaydım. Fakat zamanı geri döndürmek ne mümkün… Düğün halaylarında neşeyle oynayışını seyrederken senin düğününü hayal eder, içimi tatlı rüzgârlarla doldururdum. Torunlarımı kucağıma alacağım günlerin neşesini büyütürdüm. Torun sevgisi başka olur derler ama ben senin bebelerini hiç sevemeyeceğim ki! Seni askere uğurlarken ellerimi öpüp, anne beni kaygı etme sen sağlığına dikkat et demiştin, ben sensiz sağlıklı ömrü ne yapayım benim iyi yürekli oğlum! Biliyorum bu acı hiçbir zaman peşimi bırakmayacak, hiç azalmayacak; şu fani dünyadan göçerken de kendime değil senin yaşayamadığın hayatına üzüleceğim.
Ölüme çare bulunmaz diyorlar; bu kadar üzülme diyorlar; tansiyonuna, şekerine dikkat et diyorlar. Ben gencecik oğlumu, tomurcuğumu, kara topraklara veriyorum, bunların ne önemi var, bilmiyorlar, anlamıyorlar beni.
***
Evinizden adını haykıran bir çığlığın yükseldiğini söylediklerinde beynimden vuruldum. Sofadan sokağa fırlayıp yalınayak oluşuma aldırmadan iki sokak aşağıdaki evinize koştum. Kalbim göğsümden fırlayacak gibi çarpıyordu. Şaşkın bakışlar umurumda değildi. Bir sokağı daha geçmeden durmak zorunda kaldım; çünkü senin sözlerin geldi aklıma. En son konuşmamızda, eğer sana bir şey olursa aşkımızdan kimseye bahsetmeyeceğime dair benden söz almıştın. Hatta bana yemin ettirmiştin. Çünkü seninle adımın çıkmasını istemiyordun. Senin yokluğunda insanların dedikodularıyla uğraşamazmışım. Böylece beni seven ve bana değer veren birisiyle mutlu bir evlilik yapabilirmişim. Eğer böyle olursa mezarında rahat uyuyabilirmişsin. Bu acı sözlerine sinirlenmiş sana bir ton laf saymıştım. Ama anlayışlı tavrın ve ölmeyeceğine dair verdiğin sözle beni ikna etmiştin. Bu yüzden herkes bu gerçeği anlayacak diye evinize gidemedim. Aslında hiçbir şey umurumda değildi ne evlilik ne de dedikodular… Beni durduran şey sana verdiğim sözdü ve sevdiğim insanın isteğini yerine getirirken duyduğum huzurdu.
Güzel hayaller kurmuştuk. Sıcacık bir yuvamız, boy boy çocuklarımız olacaktı. Sen, işten eve yorgun dönecektin ama güler yüzlü meleğini görünce yorgunluğundan eser kalmayacaktı. Sevincimiz de tasamız da bir olacaktı. Konuşmadan anlaşacak kadar birbirimizi tanıyacaktık. Senin bir el hareketin, benim bir bakışım, senin bir gülüşün, benim bir kıvrılışım her şeyi anlatacaktı. Birbirimizi ezberleyecektik. Bana, böyle acı bir olay yaşanırsa seni unutmamı, gönlümün tutacağı biriyle mutlu bir yaşam sürmemi öğütlemiştin. Ama ben seni unutmak istemiyorum ki! Anılarımızı yüreğimde hep yaşatmak istiyorum.
Hatırlar mısın lise ikideydik. Bana gizli gizli ama sevgi dolu baktığını hep fark ederdim. Utangaçtın. Ama yürekliydin. Bir voleybol maçında beni rahatsız eden bir çocukla sudan bahanelerle nasıl da kavga etmiştin. Duygularını açmak için çok çabaladığını ama yanıma her sokulduğunda delirmiş kalbinin, dilini düğümlediğini ve vücudunu ter bastığını sonradan söylemiştin. Beraber motosikletle yaptığımız o gizli gezintileri hiç unutamam. Hayatımın en mutlu anlarıydı. Saçlarımız rüzgârla taranırdı. Sana sımsıkı sarılır, ruhumu ruhuna katardım. Hiç ayrılmayacağımızı, aşkımızın ölene dek süreceğini söylediğinde de kanatlarının altında içimi bir huzur kaplar, seni karşıma çıkardığı için Yüce Allah’ıma şükrederdim. Ama şimdi ellerimden kayıp gittin.
***
İki gündür bana yemek yedirmeye çalışmışlardı da ben yemek istememiştim. Çünkü kimse yemiyordu. Evimiz hep kalabalık, tanımadığım bir sürü insanla dolup dolup boşalıyordu. Annemin gözleri kıpkırmızı olmuştu, babamsa hiç gülmüyordu. Teyzem bugün abimin geleceğini söylemişti. Sonra büyük camiye gittik. Teyzemin elini hiç bırakmadım kaybolurum diye. Yakama abimin resmini taktılar. Herkes sessizce bekledi. Cami kapısına bir araba geldi ve askerler omuzlarında bir şey indirdiler. Üzeri kırmızıydı. Hatırlamıştım; çünkü abim öğretmişti, bu bizim bayrağımızdı. Teyzeme abimin nerde olduğunu sorduğumda işte orada diye bayrağı göstermişti. Niçin yanımıza gelmiyor diyince de o gelemez çünkü abin cennete gitti, demişti.
***
Yavrum, kuzum seni beklerken bayrağa sarılı tabutun geldi. Annen yoluna kurban olaydı da bu günleri görmeyeydi!
***
Sen bizim ilk göz ağrımızdın. Annenle bana verilmiş dünyanın en güzel hediyesiydin. Kavgalarımızı bitiren sihirli bir müjdeydin. Senin için yapacağım ne çok şey vardı? Yapmadım, erteledim. Yazıklar olsun bana ki bir gün, bir vesileyle seni çok sevdiğimi bile söyleyemedim. Hep sonraya bıraktım. Artık sonrası yok...
Komutan operasyonlarda cesurca çarpıştığını ve ölümden hiç korkmadığını söyledi. Demek inandığın değerler uğruna ölecek kadar büyümüştün ha! Demek vatan için can verecek kadar büyümüştün ha oğlum!
İmam diyor ki:
“Hakkınızı helal eder misiniz?”
Asıl sen bize hakkını helal et oğlum!
(Avrasya Yazarlar Birliği Edebiyat Akademisi Hikâye Atölyesi, 09.01.2012)